“Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse” der G.G.Marquez… Koskoca bir yılı daha geride bırakmak üzereyiz. Hayat bu; su gibi akıp geçiyor işte. Evet değişen belki de sadece takvimdeki rakamlar. Ama her biten yılda ve her başlayacak yeni yılda bazı muhasebeleri de yapmak gerekir diye düşünüyorum. Hayatımızın anlamı ne? Yıllar geçip giderken yaşam yolculuğundaki farkındalığımız nasıl acaba? İnsanoğlu dünyaya geldikten sonra bir yandan yaşamaya bir yandan da ölmeye başlar, çünkü yaşamak için doğmuştur, yaşamaya hazırlanmak için değil… Yaşamak için yaşamı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi kabul etmelidir ve ancak kabul edilebilir hale gelmesi içinde sahici bir çaba göstermelidir, emek vermelidir. “Sen olmazsan bu evrenin şiirinde, güzelliğinde bir şeyler eksik kalır. Bir şarkı, bir nota eksik kalır. Bir boşluk olur. Hiç kimse sana bunu söylemedi” derken Osho, insanın hayattaki önemine, kendini ve değerini bilmenin sorumluluğuna ve varoluşunun özüne atıfta bulunur. Çünkü çiçekleri, ağaçları, yağmuru, yağmur sonrası toprak kokusunu sevebilmenin ve insan gibi yaşamanın sorumluluğu insanın kendine aittir. Koşulsuz sevgi, hayatın sorumluluğunu alabilmek, severek üretmek ve evrensel bilgiye teslim olmak yaşamın tükenmez kaynaklarıdır; öyleyse, yaşamı onların yönetmesi gerekir. Sartre’ın dediği gibi “İnsanoğlu özgürlüğe yazgılıdır; çünkü bir kere dünyaya geldikten sonra yaptığı her şeyden sorumludur.” İnsan sorumluluk duygusuna ve var olan bir yeteneğine hayata sarılır gibi sarılmalıdır; çünkü günün birinde bunların hepsi iç içe geçer. İşte o zaman insanın hayatı kendi yetenekleri olur, yetenekleri de hayatı… Ancak sadece nefes alıp vererek, koyun gibi güdülerek yaşaması değil, insan gibi yaşaması, hayatı, kendini ve ailesini sevmesi, yetenekleriyle üretmesi ve geride iz bırakması önemlidir. Hayat, uzun bir insanlık dersidir; Mother Teresa’nın sözlerindeki gibi: “Yaşamak servettir, korumayı bil… Yaşamak bilmecedir, çözmeyi bil… Yaşamak güzelliktir, kıymetini bil… Yaşamak mutluluktur, tatmayı bil… Yaşamak aşktır, sevgidir, keyfini çıkarmayı bil… Yaşamak rüyadır, gerçekleştirmeyi bil… Yaşamak oyundur, oynamayı bil… Yaşamak verilmiş bir sözdür, tutmayı bil… Yaşamak hüzündür, aşmayı bil… Yaşamak şarkıdır, söylemeyi bil… Yaşamak mücadeledir, kabullenmeyi bil… Yaşamak trajedidir, göğüslemeyi bil… Yaşamak maceradır, göze almayı bil… Yaşamak şanstır, kullanmayı bil… Yaşamak görevdir, tamamlamayı bil… Yaşamak yaşıyor olmaktır, uğruna savaşmayı bil…” İşte bu uzun ve derslerle dolu yolculukta bazı soruları da sormalıyız kendimize… Kimleri üzdük? Kimleri sevindirdik? Kimler bizi üzdü? Kimler bizi sevindirdi?

Ne kadar ağladık ve ne kadar içten güldük? Ruhumuz ne kadar yoruldu, kaçışlarımız çok muydu kendimizden? Nerelere sığındık kaçarken? Çaba gösterip mücadele ettiklerimize değdi mi? Sevdiklerimize ne kadar zaman ayırdık? Ne kadar kendi istediklerimizi yapabildik? Hatalarımızla yüzleşebildik mi? Hayallerimizi gerçekleştirebildik mi? Affedebildik mi kalbimizi kıranları? Bağışlamanın dayanılmaz hafifliğini hissedebildik mi ruhumuzda? Öfkemizi ne kadar kontrol altına alabildik?

İnançlarımız, değerlerimiz doğrultusunda ne kadar yaşayabildik? Dokunabildik mi yaşama? Çizebildik mi sınırlarımızı? “Hayır” diyebilmeyi becerebildik mi? Ne kadar doya doya yaşayabildik? Sevindirdik mi bir çocuğu, bir mazlumu? Bu sorular uzar gider. Her birimiz bu soruları kendine uyarlamalı ve değişenin yalnızca rakamlar olmadığını kendisine gösterebilmelidir. Peki, gerçekten her son yeni bir başlangıç mıdır?

“Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa. Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet: Çünkü hayat çok kısa” der Mevlana… Şimdi ve burada anın tadını çıkarmak yerine, sürekli hayatın anlamını sorgulayanlar ve hayattan yakınanlar, ondan olmayacak şeyler bekleyenler ve hayatın çok kısa olduğunu unutanlardır. Her sonu yeni bir başlangıç, yeni bir yaşam, yeni bir süreç olarak görmek çok önemli. Biten bir şeyi başlayan bir şey olarak algılamak. Yukarıdaki sorgulamaları yapıp, gereken dersleri çıkardıktan sonra böyle bakabilmek çok daha anlamlı ve değerli olur tabi ki. Evet, “Yeni’nin içinde de kayıplar, acılar, zorluklar, üzüntüler, hayal kırıklıkları var. Ama bu sefer” Eski’nin öğreticiliğinden ders almış bir şekilde karşılayacağız “Yeni’nin sürprizlerini.

Daha olgun, daha dayanıklı, daha anlayışlı ve daha farkında bir şekilde… Esasen başlangıçlar ve sonlar birbirinden çok da ayrı şeyler değildir. Birbirinin içine geçmiş olgulardır. Bazen “Yeni’ye başlamak insan da bir tedirginlik, bir ikilem hissi yaratsa da kalpteki umutlar içinde hep coşkular, hevesler, arzular, heyecanlar barındırır. H.Cibran der ki; ‘her şey, varlığınızın içinde yarı kucaklaşmış olarak dolaşıp durur; istenen ve korkulan, nefret edilen ve baş tacı olan, takip ettiğiniz ve kaçtığınız. Bunlar içinizde, çiftler halinde hareket ederler. Ve gölge soluklaşıp kaybolduğunda, can çekişen ışık, bir başka ışığa gölge olur. Ve sizin özgürlüğünüz, prangasından kurtulduğunda, daha büyük bir özgürlüğe pranga olur.” Bitişler başlangıçları, başlangıçlarda bitişleri barındırır içinde her zaman.

Önemli olan her bitişin ardından yeni bir başlangıca umutla, inançla bakabilmek ve her duruma karşı daha hazır olabilmektir. Başarılı ve güzel bir yılın, başarılı ve güzel günlerden oluştuğunu unutmamalıyız. Yeni yıl kendiliğinden güzellikler, iyilikler, başarı, mutluluk getirmez. Her günümüzü bir öncekinden daha anlamlı hale getirmeyi amaçlayarak, yeni şeyler öğrenmeye açık olarak, gülümsemeyi hayat düsturu haline getirerek, birilerine yardım etmenin, moral vermenin hazzını yaşayarak, değerli bir hedefe doğru inançla ilerleyerek, huzur ve sabrımızı geliştirerek, “iyi” insan olmayı her şeyin üstünde tutarak ve tüm bize sunulanlar için takdir ve şükür içinde olarak YENİ YILI güzel ve anlamlı bir hale dönüştürebiliriz ancak…

Yeni yılda acıların, sıkıntıların, ölümlerin, hastalıkların, açlığın, şiddetin her türlüsünün ama özellikle çocuğa ve kadına olan şiddetin bir önceki yıla göre çok daha az olmasını ve 2022’nin hepimize sevgi, sağlık, bereket ve huzur getirmesini diliyor ve M.Aurelius’un şu sözleriyle noktayı koyuyorum; ”Sanki binlerce yıl daha yaşayacakmış gibi yaşama. Kader, başının üstünde bir kılıç gibi asılı duruyor. Yaşamın boyunca iyi biri olmaya çalış.” Sevgiyle kalın…

MUTLU SENELER DOSTLAR…

Leave a Comment

Your email address will not be published.