NİLÜFER BAYRAK

Bir yıl içinde onlarca kez çeşitlenip dönüşen, özünde ürünlerinin sürekli değişmesi ve yenilenmesi olan “moda”, aynı zamanda “sürdürülebilir” olabilir mi? Değişim ve sürdürülebilirlik (daimi olma yeteneği) gibi iki karşıt kavram bir araya nasıl gelebilir? Biz sıradan ölümlüler, bir yandan içinde bulunduğumuz ekonomiler gereği hep tüketmeye güdülenirken, bir yandan da yaşam kaynağımız, evimiz Dünyayı ekoloji ve kaynak kullanımı açısından nasıl koruyabiliriz? Her gün önümüze bir yenisi sürülen trendlerden biri, “Sürdürülebilir Moda” mıdır? Günümüzde sıkça dile geldiği için, markaların bir sosyal sorumluluk/zorunluluk projesi şeklinde ele aldığı “Sürdürülebilir Moda” ile ilgili çalışmaları ne derece samimidir? Peki bizler için öncelik nedir?

    Her şey, 1963 yılında Biyolog Rachel Carson’ın, tarımsal kimyasalların kullanımıyla yaşanan çevresel kirlilikten bahseden çalışmalarıyla başlar.1987’de, insanların endüstriyel faaliyetleri de dahil olmak üzere,çevre üzerindeki etkilerinin yayınlandığı sürdürülebilir kalkınma raporu ile bu konudaki araştırmalar hızlanır. 1992 yılında Birleşmiş Milletlerin düzenlediği çevre konulu “Rio Dünya Zirvesi”, moda ve tekstil ile ilgili yayınlarda yer bulur. Dünya üzerindeki global su kirliliğinin %20 si ve karbon emisyonunun %5 inden sorumlu tekstil sektörü ve moda, gün geçtikçe daha çok sorgulanır hale gelir. Üretim ve tüketimle çevreye verilen zarar dışında, sektör çalışanlarının maruz kaldığı çalışma şartları ve iş gücü istismarı da üzerinde durulması gereken konular olarak gündeme girer.

Son dönemdeyse kimi markalarda gördüğümüz vitrin amaçlı yaklaşımlar artık olayın vahametinin üzerini örtmeye yetmiyor maalesef. ABD de her yıl 13 milyon ton tekstil ürünü imha ediliyor… Burberry markası 2018 yılında 28,6 milyon sterlin (yaklaşık 220 milyon TL) değerinde satılmamış ürünü yakıyor…2000-2014 yılları arasında dünyadaki giysi üretimi ikiye katlanıp, yılda aldığımız kıyafet miktarı %60 artıyorken bizler, sahip olduğumuz bir giysiyi ortalama olarak 7 kez giyiyoruz. Modanın üretim ve tüketim döngüsünün artışı, ürünlerin kalitesinin maliyet gerekçeleri sebebiyle giderek düşmesi, kıyafetlere olan bakış açımızı “kullan-at” durumuna indirgemiş olabilir mi?

20 yy. da seri üretimin artmasıyla moda demokratikleşip herkes için ulaşılabilir hale geldi ve artık bu konuda ana düşüncemiz; “moda, herkes içindir” … Ancak unutmamalı ki dünya da herkes içindir. O halde biz tüketiciler bu paradoksun neresindeyiz ve neler yapabiliriz? Tabi ki zaruriyetler ayrı olmak üzere, ihtiyacımız kadar satın almak ilk yapabileceğimiz şey. Reduce, yani tüketimimizi azaltmak. Başta da belirttiğim gibi tüketimin sürekli pompalandığı ekonomilerde, özellikle değişim ve yenilik temelli moda söz konusu olduğunda, bunu yapmak pek kolay değil. Reuse, yani tekrar tekrar kullanmak, alabileceğimiz bir diğer aksiyon. Eski jenerasyonların pek de yabancı olmadığı bir kavram bu; çünkü çoğumuz büyürken abi ya da ablalarımızın kıyafetlerini devraldık veya bizimkiler kardeşlerimiz tarafından giyildi. Recycle, yani geri dönüştürmek. Markaların,öne çıkararak kendilerine “yeşil” süsü verdiği çalışmalar, genellikle bu konuda oluyor. Bizden geri dönüşüm için toplanan kıyafetler, çoğu kez dönüşüm maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı imha edilerek ortadan kaldırılıyor.

Oysabugünün hızlı moda markalarında görmediğimiz bir şekilde,Patagonia markası 2011 yılında iddialı bir ilanla, kendi ürününün satılmaması riskini alarak “Bu ceketi satın almayın” demişti.Tüketimi azaltmak (reduce) adına yapılan en belirgin ve çarpıcı girişimdi bu…Kendi yaşamına odaklı, stilini oturtmuş kişiler içinse, markaların onlara ne söylediğinin hiç önemi yok. Ancak, tarzınız konusunda tereddütlü iseniz, bir stil danışmanı ile yapacağınız stil çalışmaları, size neyin gerekli olup neyin olmadığı ve kendiniz için en doğru seçimleri nasıl yapabileceğiniz konusunda net bir bakış açısı sağlayacaktır. Stiliniz bir kez oluştuğunda da mikro trendlerdeki değişimler sizi etkilemez. Bunları kendinize nasıl uyarlayabileceğinizi bilirsiniz.

Yaşam şekliniz, beden ölçüleriniz değişmemişse ve kıyafetlerinizi severek almışsanız, stilinizde zaman içinde büyük değişiklikler olmayacaktır. Bunun yanında kıyafetleriniz, etiketlerindeki talimatlara uygun şekilde temizlendiği müddetçe, uzun süre size hizmet edebilirler. Hem giysilerimizi tekrar tekrar kullanmak da (reuse) bu sıralar çok moda ! Geçtiğimiz haftalarda en iyi erkek oyuncu Oscar’ı dahil, pek çok ödül alan Joaquin Phoenix, yıl boyu tüm ödül törenlerinde aynı smokini giydi. Yine bu yılın Oscarödül töreninde Jane Fonda’yı 6 yıl önceki kostümüyle gördük. İngiliz Film Akademisi, 2020 Bafta ödül törenine katılacak konuklardan yeni giysiler değil, daha önce giymiş oldukları giysileri tercih etmelerini rica etti. İngiliz tahtının Prensesi Kate Middleton bu çağrıya uyanlar arasındaydı.

Bir sebepten ötürü tekrar kullanma döngüsünden çıkmış olan kıyafetlerinizi isederneklere veya ihtiyaç sahiplerine bağışlayabilir, ikinci el alışveriş uygulamaları üzerinden satabilir yada yepyeni bir eşyaya dönüştürebilirsiniz. Giymediğiniz bir kazağı, koltuğunuzu süsleyecek güzel bir yastığa, içine sığma ihtimaliniz olmayan bir jean pantolonu, kullanışlı bir çantaya dönüştürmek sandığınız kadar zor değil. İlham almak için internette biraz gezinmeniz yeterli. Bunun için vaktiniz, ekipmanınız yada beceriniz olmadığını düşünüyorsanız,geri dönüşüm kutularına bırakabilirsiniz. Buralarda toplanmış kıyafetler, üzerindeki metal, plastik, deri gibi farklı malzemelerden arındırıldıktan sonra, liflerine kadar ayrıştırılır ve yeniden üretim süreçlerine girip bambaşka bir malzemeye dönüştürülür (recycle).

Filozof Democritus yada kimyacı Lavosier’in de dediği gibi “Doğada hiçbir şey yoktan var olmaz ve varken de yok olmaz, her şey şekil değiştirir”. Dolaplarınıza bir de bu gözle bakmaya ne dersiniz?

Leave a Comment

Your email address will not be published.