Namaste! Yani Hintçe’de hepinize selamlar.
Hindistan hakkında eminim ki hepinizin bildiği ya da duyduğu bir şeyler vardır: Pis, kalabalık, “ineğe tapıyorlar”, ölüleri yakıyorlar, sokaklar baharat kokuyor, çok acı tüketiyorlar vs vs… Bunların hepsi kısmen doğru, Hindistan öyle farklı ve “garip” bir coğrafya ki zaten dünya üzerindeki tüm durumları bu ülkede görebiliyor, yaşayabiliyorsunuz. O yüzden burasıyla ilgili ne derseniz kısmen doğru olacaktır 🙂


2015 yılı gibi bir karar alıp senede bir defa ya da iki senede bir defa dünyanın farklı ve ilginç destinasyonlarına yola çıkmaya karar verdim. İşlerimden fırsat buldukça dünyayı dolaşma hayalleri kurdum. Bu bağlamda 2016’da dünyanın en ilkel kabilelerinden bazılarını yerinde görmek için Etiyopya’ya ve milenyum çağında 50’li, 60’lı yılları yaşayan Küba’ya 2017 yılında seyahat ettim. Sonrasında ise çoook uzun yıllardır hayallerimi süsleyen Hindistan planlarımı yapmaya başladım. 2019 yılında plan yapmaya başladığımda 2020 yılının Mart ayı için Hindistan’a gitmeye kesin olarak karar verdim. Kasım ayı gibi Gaziantep’ten sevdiğim fotoğrafçı bir abim olan Ertan abimle uçak biletlerimizi aldık, ardından dünyada Aralık ayında pandemi başladı. Bizim şanssızlığımız mı deyip günler geçtikçe ne yapacağımızı kara kara düşünürken geziyi birlikte planladığımız Ertan abi ile bir karar aldık: “Ülkeler kapanana kadar biz bu geziden vazgeçmeyeceğiz.” Nitekim 5 Mart’ta Hindistan’a yolcuğumuz başladı. Pandeminin göbeğinde yüzümüzde maskeler çantalarımızda litrelik dezenfektan ve kolonyalarla dünyanın en “pis” ülkelerinden biri olarak görülen Hindistan’a uçuyorduk.


Hindistan’a indiğimiz ilk gün aktarmalı olarak kutsal nehir Ganj nehrinin bulunduğu yine kutsal sayılan Varanasi şehri için aktarmamıza doğru geçiş yaptık. İlk gözlem olarak kaos kalabalık ve karmaşa direkt kendini belli etmişti. Hiç alışık olmadığımız Hint aksanlı İngilizce ise işlerimizi bir tık zorlaştırıp durumu da trajikomik hale soktu. Birkaç zorluk sonrası Varanasi uçağımıza bindik ve yıllardır hayalimi kuran Ganj nehrini görmek resmen gerçekleşmek üzereydi.


Hindistan gezimiz 10 gün sürdü. 3.2 milyon kilometre karelik yüzölçümüyle bu devasa ülke 10 gün değil 10 ay gezilse yine de bitirilemeyecek kadar dolu dolu bir ülke kesinlikle. Fakat biz en favori tur olan ve turistlerin hemen hemen hepsinin tercih ettiği “Altın Üçgen”i tercih ettik. Buna sadece Varanasi şehrini ekledik. Planlarımıza göre Delhi’den direkt Varanasiye geçip sonrasında yataklı trenlerle uzun bir yolculuk sonrası Tac Mahal’in bulunduğu Agra, turistik Pembe Şehir Jaipuru gezip Hintliler için kutsal olan Bahara giriş festivalini kutlamak için Virindavana gittik. Sonrasında ise Delhi’ye gidip oradan Türkiye’ye dönüş yaptık.


Hindistan gezimizdeki ilk durağımız Varanasi şehri kesinlikle günlerce kalmak isteyeceğim ve tekrar tekrar gelmek isteyeceğim bir auraya sahip. Hinduların en kutsal kabul ettikleri ve Tanrı Shiva tarafından kurulduğuna inanılan bu şehir inanılmaz mistik bir havaya sahip. Ganj nehrinde kutsanan insanlar, nehir kenarında ölülerini yakan kalabalık, matem grupları hepsinin arasında bir şeyler yemek için toprağı eşeleyen inekler, binaların tepelerinde gezinen maymunlar, şehrin daracık ara sokaklarında ise günlük işlerini halletmeye çalışan çılgın bir kalabalıkla gerçekten kültür turizmini seven herkesin görmesi gerektiği bir şehir. Ayrıca dünyanın en eski şehirlerinden birisi. Nitekim Hindistan’a gelen turistlerin ciddi bir bölümü de Varanasi’yi ziyaret etmeden dönmüyor. Eğer sizde Hindistan’a turla gelmeyi düşünüyorsanız Altın Üçgen turuna Varanasi’yi ekletmeyi unutmayın derim.


Varanasi’de en uzun vakit geçirdiğimiz etkinlik ölü yakma törenleri ve Ganj içerisinde kutsanan insanları izlemek oldu. Ölü yakma törenlerini izlerken görüntü almanıza kesinlikle izin vermiyorlar. Zaten anı yaşamaya başladıktan sonra fotoğraf çekmek falan pek aklınıza gelmiyor. Yanan bedenleri canlı canlı izlerken her şeyi unutuyor kendinizi hayatı sorgularken buluyorsunuz. Onun haricinde  Varanasi’yi Varanasi yapan şeylerden biri de gece yapılan Aarti törenleri. Ganj nehrinin her akşam aynı noktadan kutsandığı bu Aarti törenlerini her gün yerli yabancı binlerce kişi izliyor. Ayrıca Varanasi’de bulunduğunuz süre boyunca bizim gibi Ganj nehri kenarındaki merdivenlere oturup nehirde kutsanan insanları izleyebilirsiniz. Gün doğumundan itibaren insanlar Ganj nehrine gelmeye başlıyorlar. Varanasi’de birden fazla konaklayacağınız gün varsa şehrin ara sokaklarında kilometrelerce yürüyüp kaybolmanızı da tavsiye ederim. Biz o şekilde yaptık ve yüzlerce farklı insan portresiyle, hayatla karşılaştık. Hintliler kesinlikle sıcak kanlı insanlar olumsuz herhangi bir şey yaşamadık. Her sokakta onlarca insanın fotoğrafını çektik.


İkinci durağımız büyüleyici mimarisiyle Taç Mahal’i görmek üzere Agra şehri oldu. Agra şehrine vardığımızda kalacağımız otele geçip yine şehri keşfetmek adına ara sokaklara daldık. Bir ulaşım esnasında tanıştığımız taksi şoförü müslüman ülkeden geldiğimizi öğrendiğinde kendisinin de müslüman olduğunu belirtti ve kaç gün kalacaksak cüzi bir rakama bize rehberlik yapacağını belirtti. Kendisiyle anlaştık gittiğimiz her yerde bizi kapıda hazır bir şekilde bekledi. Konaklamamız sonrası sabah gün doğumuyla Taç Mahal’i ziyaret ettik eşsiz mimarisiyle gerçekten büyüleyici bir yapıt. Babür İmparatorluğu’nun 5. hükümdarı Şah Cihan’ın 17 Haziran 1631 tarihinde genç yaşta ölen eşi Ercümend Bânû Begüm için o zamanki imparatorluğun başkenti olan Agra’da yaptırdığı Taç Mahal, Mümtaz Mahal’in ve 1666’da ölen imparator Şah Cihan’ın mezarlarını barındırıyor. Bu görkemli eser, hanedanın güç ve kudreti kadar, Şah Cihan ile eşi Ercümend Bânû Begüm arasındaki sevginin de sembolü olarak nitelendiriliyor. Taç Mahal ziyaretimiz sonrası biraz dinlenmek için otelimize döndük bir iki saat dinlenme sonrası geçtiğimiz gün anlaştığımız taksici bizi otelimizden aldı ve Virindavan’a doğru hollyfesti kutlamak için yola çıktık.


Holly Hindistan’ın en popüler bayramlarından birisi ve her sene binlerce turist sadece holly’i kutlamak için Hindistan’a akın ediyor. Hindistan’a özgü Hali Festivalinin amacı baharın gelişini kutlamaktır. Festivalin diğer ismi de renklerin festivalidir. İnsanların sokaklarda birbirlerine toprak boyalarını fırlatarak kutladığı bir festival şeklinde geçer. Son zamanlarda ülkemizde de bazı müzik festivallerinde bu şekilde kutlamalar yapıldığını gördüğüm bu şenliğin asıl çıkışı bahsettiğim gibi Hindistan’dır 🙂


Agra ve Virindavan ziyaretlerimizden sonra Hindistan’ın bir diğer turistik şehri Jaipur’a doğru yola çıktık. Jaipur fillerin ve renklerin şehri. Yollarında filler görmeniz çok normal bir olay. Eski dönemde taşımacılık için kullanılan filler şimdiki dönem de turistleri gezdirmek için kullanılıyor. Geziyi planladığım ilk dönemde mutlaka yapmam gereken şeyler arasına eklesem de sonradan yaptığım araştırmalarda fillere bakım yerlerinde eziyet edildiğini öğrenmemle birlikte Jaipurda herhangi bir şekilde fillere binmedim ya da fillerle fotoğraf çekilmedim. Jaipurun en önemli simgesi bana göre Hava Mahal Sarayı. 1799 yılında Kachhwaha Rajput Hanedanlığı yöneticisi Maharaja Sawai Pratap Singh tarafından yaptırılmıştır. Yapının mimarı Lal Chand Ustad, sarayı kırmızı ve pembe kumtaşı kullanarak Lord Krishna’nın tacı, Hindu Tanrısı biçiminde inşa etmiştir. Babür mimari tarzının güzel bir örneğini sergileyen piramit şeklindeki saray karmaşık tasarımlarla süslenmiş pencerelere sahiptir.  Hint tarihinde yapılan atıflara göre, Hawa Mahal’in inşasının arkasındaki asıl sebep; halk içine çıkması yasak olan kraliyet kadınlarının, halk arasında görülmeksizin sokaklarda günlük olayları ve törenleri izlemeleri için tüm caddeyi görebilmeleridir.


Jaipurda bir diğer rotamız ise devasa Amber Kalesi. Maymun tapınağı (Galtaji) ve Patrika Gate oldu. Bu arada ek not geçeyim Hindistan’da fareden maymuna, güneşten aya hemen her şeyin tapınağı mevcut 🙂 Bizzat yaşadık, gördük. Maymun tapınağı eşsiz bir mimariye sahip olmakla birlikte tapınağı seyrederken çantasından yiyecek, cüzdan, gözlük aşıran maymunları yakalamaya çalışan turistlere de sahip bir turistik noktadır aman dikkat.


Jaipurda şehri gezdikten sonra başkent Delhi’ye geçiş yaptık. Orada da Cuma mescid, halk pazar yerleri ve Red Fort kalesini ziyaret ettik.


2007 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası listesine alınan Kızıl Kale Red Fort Hindistan’ın bağımsızlık günü kutlamalarına ev sahipliği yapar. 1638 yılında Babür İmparatorluğu hükümdarı Şah Cihan tarafından inşasına başlanmış olup tamamlanması 1648 yılını bulmuştur. Yamuna nehri kıyısında 2 km uzunluğa ve 33 metre yüksekliğe ulaşan duvarları ile istilacıların kale içine girmesini engellemek için Rajasthan eyaletinden getirilen kırmızı kum taşından yapılan kaledir. Burası zamanla yönetim merkezi haline dönmüştür. Kale gezimizden sonra yine çeşitli portreler çekmek adına kendimizi ara sokaklara attık ve gece yorulana kadar Delhi sokaklarında dolaştık.


Hindistan’a gitmek isteyen birçok arkadaşımız mesajlar atıyor ya da beni gördüklerinde çeşitli sorular soruyor. Biz yaptığımız turu tamamen kendimiz organize ettik ve organizasyon kısmında ülke içi ulaşımlarda hiçbir sorun yaşamadık. Her şeyinizi internetten halledebilirsiniz. Hindistan’da zorluk yaşamamak adına buraya gelmeden önce aklınızdaki temizlik kriterlerinden kurtulun ve bu ülkenin standartlarına göre yaşayın. Unutmayın her ülkenin kendi kültürü gelenekleri ve günlük yaşam standartları vardır. 10 gün kadar kalacaksınız eminim ölmezsiniz. Bir takım hijyen kurallarına uyduktan sonra herhangi bir ilaç, hap vs kullanmaya bile ihtiyaç duymadan çok güzel bir gezi yapar dönersiniz. O gezgin kurallarından bir kaçı da mesela şu şekilde, sokakta restoranda buzla servis edilen içecekler tercih etmeyin. Buzu musluk suyundan elde ediyorlar. O sudaki mikroplar bakterilerde bizim alışık olmadığımız şeyler olduğu için en iyi ihtimalle mideyi bozar ishal olursunuz. Yine aynı şekilde diş fırçalarken ağzınızı gargara yaparken de kapalı su şişelerini tercih edin. Sokak yemeklerini deneyecekseniz abartmadan bir kaç tane tadımlık şeyler deneyin tarzı yazılı olmayan kurallar.


İyisiyle kötüsüyle Hindistan beni kendisine hayran bıraktı. Tekrar gelmek ister miyim: Elbette gelmek isterim ve dediğim gibi gelirsem de hiçbir şehirde oyalanmadan direkt olarak Varanasi’ye gelirim ama tabi bu gerçekleşir mi gerçekleşmez mi bilmiyorum. Pandemi çılgınlığı sona erdiğinde yeni rotamı oluşturmaya başlarım. Bir kaç ülke daha gezdikten sonra eğer Hindistan kendini özletirse bir ihtimal gelirim.


Yazımı burada sonlandırıyorum ve Hindistan’da çektiğim fotoğraflarla sizi baş başa bırakıyorum.

Leave a Comment

Your email address will not be published.