SAVAŞ ÜNLÜ

Ege’den Akdeniz’e bir yol uzanır. Önceden var mıydı? Birkaç aydan beri farkındayım. Öyle bir yol ki gündüz/, gökkuşağından; geceleyin yıldızlardan oluşuyor.

O yolda gidip gelirim. Bazen yolun ortasında buluşuruz onunla. El ele gökkuşağında yürümenin güzelliğiyle coşarım her gün.

Geceleri yıldızlardan oluşan köprüden yürümek her yanınızı yıldıza bular. Işıl ışılsınızdır artık. İşte bu yolda düşlerinizin güzelliğiyle yürürken, belki yıldızlı köprüde belki de yolda karşılaşırsınız.

Mavi mavi güler. Yıldızlar bu gülüşü kıskanır. Onlar da Öykünüp aynı renkte gülerler, gülümsemeye çalışırlar. İşte o zaman gece mavisi oluşur. Gece mavisini oluşturan güzelin gülüşü mü, öykünen yıldızlar mıdır?”

Ege’den gurursunuz ay yüzüne vurmuştur Helen Tannçası’nın. Ay yüzünde yansır. Ay’ın üzerinde gülümseyen bir yüzdür. Masum masum bakar. Bazen hınzırcadır. Yani yaramaz. Yaramazlığına da biterim!

Ege’den Akdeniz’e; Akdeniz’den Ege’ye esinti başlamıştır. Söyleyemediklerimizi kulağımıza fısıldar. O. dost bir rüzgârdır, dost esintidir. İnsana güvenme, ona güven…

Görüşmek, konuşmak, gülüşmek için yan yana olmak gerekmez. Telepatiyle anlaşırız. Yıldızlar ve ay, Akdeniz’deki cırcır böceklerinin sesini taşır Ege’ye. Bu seslere yürek sesi karışır. Güp… güp… güp… Cırcır böceklerinin metronomudur yürek sesleri, siz bilmezsiniz.

En karanlık gecede oyun oynarız. Gökyüzünün siyah atlasına altın ibrişimlerle yıldız nakışlarız sabaha dek. Orada buluşuruz. Tatlı tatlı gülümser. O gülümseyiş siyah atlası çiçek bahçesine çevirir.

Kaf Dağı’nın ardına gideriz bir koşu. Yüreği güzel, yüzü güzel, elimden tutar. Burada kalmayalım, der. Gökkuşağı köprümüze yürürüz. Çevremizde kuşlar, kelebekler, böcekler, kırlangıçlar… Güzellik karşısında hızları kesilmiştir, bize ayak uydururlar.

Gece siyahı, derin gözlerini diker.

-Beni seviyor musun, doğru söyle…

Yalanla aramın olmadığını bilir. Yine emin olmak ister. Sevildiğini birinci ağızdan kaçıncı kez duymak ister.

-Seviyorum, hem de kimseyi sevmediğim, kimseyi sevemediğim kadar…

Omzundan süzülen kara saçlarını savurur. Bakışlarını diker. Gözlerinin girdabında yitip giderim, farkında değildir.

-Sevdiğini göstermiyorsun hiç…

-Canımın içi nasıl göstereyim ki bilemiyorum. Seni düşündüğümü sana nasıl anlatayım. Geceleri uyku girmeyen gözlerimi sen nereden bileceksin. Her zaman karşımdasın, ama bunu sen göremezsin.

-Benim görebileceğim, tanık olacağım şeyler söyle bana.

İnsan bazen ne diyeceğini ne yapacağını bilemiyor.

-Özlemin sıra dağlar gibi, hele bir dön buraya da o zaman göstereceğim, sevdiğimi hem de nasıl…

İçimin karanlığı dışa vurur bazen. Gökyüzü siyaha boyanır. Sarılmak isterim sana. Belki ay çıkar şöyle gönlümce. Elimdeki bardağı aya uzatırını. Bardak gümüşi beyazla dolar. O bardaktan bir yüz gülümser. Ayla birlikte o da dolmuştur bardağa. İlk yudumda çevre aydınlanır. Yıldızlar çıkar, ay gülümser. Yine bir yolculuk başlar yıldızlardan oluşmuş pırıltılı yolda. Karşılaşacağımı bilerek düşerim yola. Bir gece kuşu. Belki de cırcır böceği en güzel sevda türküsünü söyler. Döşerinizin prensesiyle karşılaşacağınızı bilerek yürürsünüz bir uçtan bir uca. Hem de yorulmadan.

En zifiri gecede bir martı gelir. Uçarken, süzülürken kanatlan geceye bir mavi çizer. Mavi katılmıştır geceye çizgi çizgi. Selam getirir, götürür. O çizgi uzanır Ege’den Akdeniz’e.

Şimdiye dek yaşamadığımız güzellik yaşanmaktadır. Bunu yıldızlar, ay bilsin. Tüm doğa bilsin. İnsanı karıştırmayalım. Güzelliğe dil uzatılmasın. Bir sen. Bir ben, bir de öyküler tanık olsun. Adın yok. Adım yok. Tek tanığımız mavi kanatlı sevda kuşu olsun.

Leave a Comment

Your email address will not be published.