Bir taş kalbe tutulmam mıydı suçum? Bir mermer yontuyu canlandırmak istemem miydi, neydi
kabahatim? Ki o kadar büyüktü ki
kalbim tonlarca ağırlığı kaldırabilirdi, kilometrelerce mesafeyi göğüsleyebilirdi. Sen istedin ben dört duvara hapsoldum şimdi. Tırnaklarımda beyaz mermerin
toz parçaları, gözlerimde yaş, içimde buruk
bir sızı. Dudaklarımda öfke ve özlemle karışık bir sövgü… Rodin Rodin Rodin (Bahar).

Ben Camille Claudel, bakma bana
öyle, ben deli falan değilim. Bunların hepsi başından beri gelenekçi annem ile beni oyuna
getiren Rodin’in işi. Bu dört duvar arasına kapatılma sebebimi soruyorsan Auguste Rodin’e
olan tutkulu ve delice sevdam da gösterilebilir. Garip dünya; hala benim için konuşuyorlar.
Kimileri benim delirdiğimi söylerken kimileri
de dâhiyane yeteneğimi anlamaya çalışıyor.
Hatta Rodin’in sanatını benden önce ve benden sonrası diye tartışıyorlar. Hepsine gülüyorum. Yaptığım tüm heykeller, geriye bıraktığım tüm eserler oysa yaralarımı sarmak için
hayatıma dair, yıkık aşkımın izleri. Tüm olup
bitenlere neden mi engel olamadım? Ne yani
sen hiç sevmedin mi? Sen hiç kendini ateşe
atmadın mı bir kez olsun? Ya peki hiç hata
yapmadın mı? Evet, kocaman harflerle söylüyorum BEN ÇOK SEVDİM. Ama önce toprağı, çamuru, taşı… Bir de mermere şekil veren o taş kalpli Rodin’i. Neyini mi sevdim? Bak
orda dur biraz. İnsan açıklayamıyorsa nedenini, bence çok sevmiştir. Ben sadece bunu bilir bunu söylerim. Sadece çok sevdim (Bahar).
1864’ün Aralık ayının 8. günü Kuzey Fransa’nın
Aisne bölgesinde hali vakti yerinde bir ailenin
ilk çocuğu olarak dünyaya geldim.

Babam
Louis Prosper bir bankacı, annem Louise Athanaïse Cécile Cerveaux ise oldukça varlıklı Katolik bir aileden geliyordu. İki sene sonra da hayatım boyunca en büyük destekçim
olacak kardeşim, Paul Claudel doğdu. Çocukluğum boyunca en sevdiğim şey; taşlarla oynamak oldu, toprakla hele bol bol çamurla.
Zaman hep parmaklarımın arasında eriyip
gitti, ne de güzeldi çamura şekil vermek. Sanata olan hevesim bir kadın olduğum için sanat çevrelerinde ve yaşadığım toplumda çok kabul görmedi. Fransa’da onca sanat okuluna rağmen henüz kadınların da sanat
eğitimi almasına müsaade edilmiyordu.
Ama kimin umurunda; benim gibi pek
çok kadın gizli saklı da olsa özel dersler
alarak sanatla tanışıyordu. 1881 yılında
Paris‘e taşınmamızla Academie Colarossi’de heykeltraş Alfred Boucher’den ders
almaya başladım. Bir grup genç kadın
sanatçıyla birlikte Rodin’in atölyesindeki heykel derslerine katılmaya başladım.
Benim de Rodin ile tanışmam bu vesile
ile oldu. Ben 19 yaşımdaydım, Rodin ise 43.

O usta bir hoca bense sadece hevesli, genç bir öğrenci. Üstün yeteneğim ve
etkileyici kişiliğim beni Rodin’in gözdesi ve ilham kaynağı, sonrasında ise yeni
sevgilisi, çok geçmeden de en büyük rakibi haline getirdi.

Atölyede saatler günleri, günler ayları kovaladı önce. Her gün çamura şekil veriyordum, taşa, toprağa hatta mermere.
Benim gibi taş ve toprağa sevdalı niceleri vardı atölyede görüyordum. Ama Rodin başkaydı. Adeta sanatla flört ediyor,
gecesini gündüze katıp başını meşgul olduğu yaratımlarından kaldıramıyordu. Çok etkilendim öyle ki ellerini incelemeye başladım. O parmaklarını, gerilen kaslarının dansını kollarında gördüm. Tek ben miydim böyle düşünen, benim
gördüklerimden diğerleri de etkileniyor muydu bu kadar? Hayır, kendimi toparlamalıyım. Diyelim ki Rodin de beni
beğeniyor, ne olurdu ki bunun sonu? Hayır, unut gitsin, işimin başına dönmeliyim. Bu düşünceler çok ama çok zehirli. Kimse bilmemeli (Bahar).

Rodin, Claudel’in yeteneği için verdiği bir demeçte;”Ona altını nerede bulacağını söyledim. Ama
bulduğu altın kendi içindeydi” diyerek Claudel’in
üstün yeteneğini kabul eder.
Bana “ilham perim” diyorsun, şaşkınım olur mu
öyle? Ya peki diğer kızlar, kadınlar… Onlara bakışını gördüm. Rose’u sevmiyorsun güya. Hem duysa
ilişkimizi, beni nasıl sevdiğini ne yapar? Söylesene ya ben olmasam, beni bir daha göremesen…
Ya ayrılmak zorunda kalsak? (Bahar)
”Olgunluk Çağı” isimli eserinde Rodin’le olan ayrılığının tüm acılarını yansıtmış olan sanatçı ayrıca heykelde oniks materyalini ilk kullanan isim
olarak sanat tarihine geçmiştir.
Lanet olsun. Nasıl olur da beni anlayamazsın,
Rodin? Daha iyisini yapabiliyorum ve daha da
iyisini yapmak istiyorum. Hayal gücüm ve var
olan yeteneğimi lütfen kabul et artık. Hani ilham kaynağındım senin, şimdi ise bana düşmanın gibi, en büyük rakibin gibi davranır oldun. Oysa “Cehennem Kapılarını” da bitirmek
üzereyiz, neyin anlaşmazlığı bu. Nasıl olur, bu
heykeli ikimiz yaptık. Neden sadece her yerde
Rodin? (Bahar)
Günler karardı gün batmadan aramızdaki aşkın alevi çekişmeyle iyice parladı ve kontrolden
çıktı. Olmuyordu. Yetmiyordu artık sadece iyi
bir heykelci olarak sen iyi anılmalıydın değil mi?
Kabul edemedin Rodin, ben de kabul edemedim ve ne yazık ki tıpkı sen gibi pek çoğu da benim senden daha duyarlı ve yetenekli olduğumu kabul edemedi. Bir kadın eli değmemeli o

toprağa, çamura, taşa öyle mi? Neydi
sana bunu düşündüren? Ne değişti? Hani tek kavgamız birbirimizi göremediğimiz dakikalar için olacaktı.
Hani tek kusurumuz kavuşamamaktı
bizim. Nasıl geldik buraya, nasıl ben
karşında kalakaldım ki sadece birkaç
ay öncesinde kollarının arasında küçük bir melek gibi tapıyordun bana,
sakınıyordun beni herkesten. Nasıl
bu hale geldik? Anlamıyorum Rodin, anlayamıyorum (Bahar).
Bak artık atmıyor kalbi; beni sevmedin, doğmayan bebeğim bunu hissetti, tüm sorumlusu sensin. Bizi terk
etti bebeğim, bizi terk etti (Bahar).
Kaybettiğim bebeğim ve küskün kalbim daha fazla kırık döküntüyü kaldıramayacak biliyorum. Artık seni istemiyorum ve seni beklemeyeceğim
Rodin. Onca zaman geçti bana verdiğin sözleri tutmadın. Seni hep bekledim. Ne tuhaf bir duygu; sevilmeyi beklemek. Çok bencil ve kabaydın
hep bana karşı. Sana olan duygularımı nasıl da öfkeyle şekillendirmeyi başardın; avuçlarında parçaladın
ufaladın beni. Ki ben taş değildim
ne de o kadar katı. Ama bilir misin,
içim çölde bir avuç toprak oldu ve
sensin sebebim (Bahar).

                       Sakuntala (Sakountala)                                               Canlandırma C.Claudel(Bahar)    

Tarihe resmi olarak adımın yazılacağı işim Sakuntala ne yazık ki beklemede, daha onlarca yapılacak müdahale var üzerinde. Yaşadıklarım, göz ardı edilişim, bu kadar hafife alınışım, beni aldatışın hepsi şuracıkta, eşiğin ötesinde ayakta duruyorlar. Bana bakıyorlar. “Sen haksızdın” diyor hepsi bir olmuş üstüme yürüyorlar. “Rodin tüm eserlerini kendisininmiş gibi sahiplenecek, hepsi onun olacak hepsi onun.” Hayır, dinlemek istemiyorum, bunlar doğru olamaz, buradan defolun gidin. Bırakın beni. Beğendiniz mi yaptığınızı? Her yer mahvoldu. Onca emeğim onlarca eskizim onlarca heykelim emek emek yontup var ettiğim her şey tuz buz oldu. Tanrım ne oluyor bana yoksa aklımı mı kaybediyorum? Nasıl kırdım yok ettim bunca şeyi?(Bahar)

Canlandırma C.Claudel(Bahar)                                             

Son eseri üzerinde çalışırken geçirdiği ağır depresyon nedeniyle bir gece de doksana yakın çizimini,  heykel ve eskizini parçalayıp yok eden Claudel,  1913 yılında akıl sağlığını kaybettiği gerekçesiyle ailesinin ve Rodin’in desteğiyle ruh ve sinir hastalıkları hastanesine kapatıldı. 1920’de doktorunun ailesine yazdığı bir mektupta, heykel yapmak istediğini; onu buradan çıkarıp eve dönmesini sağlamaları gerektiğini bir ümitle yazdı.  Ancak annesi bu mektuba yanıt dahi vermedi. Kızlarının onları dinlemeyip topluma aykırı davranması, heykel sanatını öğrenmek için göstermiş olduğu ısrar ve dik başlılığın üstüne yetmezmiş gibi evli olan Rodin ile ilişkisini hiçbir zaman kabul etmemişti. Ve Claudel, geriye kalan ömrünün son 33 senesini tek başına bir akıl hastanesinde geçirerek hayata gözlerini yumdu. Ölmeden önce erkek kardeşi Paul’a yazdığı mektup şöyleydi;

                       Canlandırma C.Claudel(Bahar)                            C.Claudel, Son Günlerinden Bir Fotoğraf      

Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye; yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar.

Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar. Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor. Kafasında bir tek düşünce vardı zaten; kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam… Bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım. Her bakımdan başarıya ulaştı işte! Bu esaretten çok sıkılıyorum… Eve hiç dönemeyecek miyim, Paul?”(C.Claudel)

a

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN:

Camille Claudel  “Bir Kadın” Anne Delbee ve Ayşe İnce Kurşunlu

Bir Kadının Öyküsü: ‘CAMILLE CLAUDEL’ – Gürcan Banger “Dahiler

“Dahiler ve Aşkları” Özcan Erdoğan

http://camilleclaudelstatuaire.wordpress.com/2014/12/08/8-december-2014-bonne-anniversaire-camille-claudel/?fbclid=IwAR1fvl-D7vxqfKrevJ8qnngM1OvxBbrn4_cDornkkSEeqg066nkV6q7eB20

Leave a Comment

Your email address will not be published.