SAVAŞ ÜNLÜ

              Sözleştikleri saatte AVM’de buluşmuşlardı Muhsin ile Ayşıl. Tanrıçaları kıskandıran bedeni, fark edilmeyecek gibi değildi genç kadının. Gülümsüyordu adamın yanına gelirken. Gülümsemeleri hiç eksik olmazdı yüzünden. Tanrıçalardan ayrılan bir yanıydı bu. Binlerce heykel içinde gülümseyen tanrıça yoktu. Uzun boyu, dinç ve diri bedeni giysilerin altından da belirgindi. Muhsin, taş gibisin canımın içi, demeden edemezdi. Ayşıl güler, kanımdaki kalsiyum oranından olsa gerek, derdi.  

              Yürüyüşüyle bile dikkat çekerdi. Muhsin ona göre biraz daha yaşlıydı. Ayşıl buna itiraz ederdi. Yaşlı değil deneyimlisin, hayatın içinden geliyorsun, ben ise her konuda toyum. Benim beşinci, onuncu elim ayağımsın, derdi inanarak.

              Adamın yanına geldi. Sarıldılar, birbirlerinin kokularını içlerine çektiler. Muhsin derin bir oh çekti. Gül bahçesinde gezinmiş gibi oldum, dedi. Ayşıl ille de şakayla karşılık vermek zorundaydı. Karşılıklı yapılan şakalar, gülüşmeler birlikteliklerinin olmazsa olmazıydı. Yan yana olmak en büyük neşeydi onlar için. Huzurdu, yaşam zenginliğiydi, mutluluktu, yaşamın iyi yanlarına ait her şeydi…

              -Mağazaya gidip bir şey değiştireceğiz…

              Muhsin:

              -Otomobil mi?

              Ayşıl, benim için otomobil kadar değerli, dedi. Birlikte mağazaya doğru yürüdüler. Elinde bir şey de yoktu tanrıça görünüşlü kadının. Kap kacak, tencere, mutfak gereçleri, dış alım malları satan bir yere girdiler. Alımlı kadın çantasından küçük bir termos çıkarttı. Metalik renkte çelikten yapılmıştı. Bunun bozuk olduğunu, kapağından su sızdırdığını anlattı. Görevli kişi termosu aldı. Birkaç gün sonra uğramalarını söyledi. Ellerinde kalmamış, yeni ürünler bekliyorlarmış. Ayşıl özellikle sordu. Kesinlikle geleceği sözünü alınca içi rahatladı. Siyah iri gözleriyle gülümsüyordu. Muhsin’e sevgi saçan gözleriyle bakıyordu. Kafasıyla işaret edip haydi gidelim öyleyse, dedi.

              Mağazadan çıkınca Ayşıl termosu alış nedenini anlatıyordu. Çalıştığı işyerinde çay, kahve sorun oluyormuş. İçeceğini kendisi götürecekmiş. Küçük bir termos kendisine yetermiş.

              Muhsin:

              -O termos ancak üç bardaklık, fazlasını almaz.

              Ayşıl:

              -O da bana yeter, bilirsin fazlasını içemem. Böbreklerimi fazla çalıştırıyor çay kahve. İkimize yeter bence. Bir yere gidersek bir bardak ben iki bardak sen içersin… 

              AVM’den çıktılar. Dışarıda yazdan kalma bir gün yaşanıyordu. Muhsin bu tanıma kızardı. Kış kışlığını bilmeli, derdi. Kuraklık kapıdan içeriye girdi, susuzluk büyük sorun olacakmış. Bunu söylemeden edemezdi. Beton yapının içi insan kaynıyor, dışarıda çok az insan göze çarpıyordu. Aralık ayının bitmesine de dört gün kalmıştı. Muhsin insanların kapalı mekan sevdasına şaşıyordu. Güzelim güneşten yararlanmak varken ne işleri vardı yapay ışıkların aydınlattığı, ısıttığı yerde. Dolgu yolu aşıp sahile geçtiler. Bir zamanlar deniz olan yer doldurulmuş, üstüne de park, yol yapılmıştı. Bir ara sessizce yürüdüler. Ayşıl birden bire bir öneride bulundu.

              -Yeni yıla birlikte girelim mi?

              Muhsin bunu duyduğuna inanamadı. Gerçek mi şaka mı olduğuna karar veremedi.

              -Gerçekten mi?

              Ayşıl, yüzünü asar gibi yaptı. İstemiyor musun, dedi. Adam kaç gündür bunu nasıl söyleyeceğini anlattı. Ailesiyle birlikte geçirebileceğini düşünmüş tanrıça yüzlü kadının. Birliktelikleri on yıldan fazlaydı. Kadın erkeğini deliler gibi seviyor, üstüne toz kondurmuyordu. Muhsin biraz daha duyarsızdı. Üç beş olunca aldatmalar, kadın artık dayanamaz oldu. Ayşıl gibi kadının etrafında pervane gibiydi erkekler. Kısa sürede biriyle evlendi. Muhsin bir böcek gibiydi. Çiçekler üstünde gezmekten mutluluk duyuyordu. Ayşıl’ı unutamasa da sürdürüyordu tutarsız davranışlarını. Güzel kadın, eski sevdasının baskın çıkması, her erkekte Muhsin’i araması nedeniyle birkaç yıl içinde evliliğini bitirdi.

              Muhsin ne kadınlar tanıdı. Onursuz, çıkar peşinde koşan, sevgiden nasip almamıştı çoğu. Belki de öylelerine rastlamıştı. Uzun uzun düşünmeye zamanı oluyordu. Ayşıl her yerde hesap ödediği için Muhsin’e kızardı. Kendisinin de ödemesi gerektiğini söylerdi. Yeni sabun köpüğünden aşkları, kendilerini bırakalım, ailesinin alış verişini, yaptırırdı. Son tanıdığı yüzsüz kadının attığı kazık ömür boyu unutulacak gibi değildi. Ona yüzsüz derdi, gerçekten uzun süre düşünüp de yüzünün biçimini bir türlü çıkaramıyor, anımsamıyordu. Sana doğum günü yapalım diye tanıdığı bir erkeğin kafeteryasına götürmüştü. Orada anladı ki yüzsüz, onunla aşk yaşıyordu. Bunu anlayınca ikisini de ağır sözlerle eleştirip, kızıp bağırıp oradan ayrılmıştı. Ondan sonra da başka kadınlara yer vermemişti yaşamında.

              Günler, aylar, Ayşıl’ı düşünmekle geçiyordu. Cesaret edip de aramıyordu. Biliyordu kocasından ayrıldığını. Gel zaman git zaman nasıl olduysa sonsuzluğumun aşkı dediği kadınla yine birlikte oldular. Bir düştü bu sanki. Birliktelikleri de bir yılı aştı. Hiç ama hiç eski yanlışlarını ağızlarına almadılar. Sen şunu yaptın, ben bu u yaptım, sözleri akıllarına bile gelmiyor. İkisi de birbirine karşı suçlu hissediyor kendilerini. Geçmiş olduğu gibi sildiler. Anımsamak da istemiyorlardı. Bunu belleklerine taşa kazır gibi kazıdılar. Kendiliğinden oluşmuştu bu durum. Aşk, sevda baskın çıkmıştı belki de… Söz ettikleri birbirlerini nasıl da sevdikleri, özlem yıllarından başka bir şey değil. Muhsin utanç dolu yılları aklına bile getirmiyor. O yılların ezikliğini altından kurtulmaya çalışıyor. Kendi kendine de söz verdi. Kimseye ne bakıyor, ne görüyordu. Sadece tanrıça güzelliğindeki kadının gözlerini kamaştırması sürüyordu. Bu sonsuza dek de sürecekti.            

              Aralık ayının son gecesi sahilde buluştular. Yeni yıla bir iki saat vardı. Yıldızlı bir geceydi. Ayaklarını suya sarkıttılar. Ayşıl çantasından termos ve iki bardak çıkarttı. Küçük çay bardaklarıydı. Muhsin termosu görünce güldü.

              -Sonunda termosuna kavuştun.

              Ayşıl, değiştirdiği üçüncü termos olduğunu sonunda sağlam bir termosa kavuştuğunu anlattı, arada şakalar, espriler yaparak. Mavi renkliymiş. Gece karanlığında rengi tam olarak seçilmiyordu. Bardaklara çayları koydu. Muhsin, çayla mı kandıracaksın beni, dedi. İçtiğimiz şeyin de yüreğimiz gibi sıcak olmasını istedim, dedi Ayşıl. 

              Geceleyin tam 00.00’da gökyüzü havai fişek yangınıyla aydınlanırken yıldızlar üzülmüştü buna. Görevlerini yapamamanın ezikliği vardı üzerlerinde. Birbirlerine sarıldılar. Her şey yeniden başlayacaktı. Uzun süredir başlamıştı bile. Yeni yılın ilk saatlerinde bunu kesinleştireceklerdi. Geçmişleri yoktu, gelecekti nemli olan onlar için. Güzel dilekler dilediler. Tümü aşk, sevda, sağlık üzerineydi.

              Ellerindeki bardaklardaki çay sıcacıktı. Hiçbir sıcaklığın yüreklerindeki sıcaklığın yerini tutmayacağını çok iyi biliyorlardı.

              Uzun süre sarıldılar. Gözyaşları yanaklarında birleşti. Fazla konuşmanın anlamı yoktu boncuk boncuk gözyaşları her şeyi anlatıyordu. Uzun süre ayrı kalmanın, büyük özlemin, daha sonra buluşmanın gözyaşlarıydı. Birlikte mavi yarınlarda mavi türküler söylemeye söz verdiler. Yapay aydınlanma bitmişti gökyüzünde. Yıldızlar yeni aşkı alkışlıyordu. Yerlerinde duramayıp simsiyah boşlukta dans ediyorlardı. Yılbaşı gecesi bundan güzel bir şey olamazdı…

Leave a Comment

Your email address will not be published.