Hayatın kendi matematiğinin olduğuna inanıyorum. İleriye dönük yapılan planlar çoğunlukla hedefi tutturamıyor. Çalıştığınız şirkette iki sene sonra terfi etme planları ya da uzun yıllardır hayalini kurduğunuz iş yerini açma planları, sarışın bir sevgili bulup onunla evlenip mutlu olma planları genellikle hayal kırıklığı ve başarısızlıklarla son buluyor.  Belki de bu nedenden ötürü özellikle son yıllarda, “anı” yaşamanın daha önemli olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü her an, yeni açılımlar sunuyor bizlere. Hedef odaklı yaşamak yerine hayatın göz kırpışlarının farkına varabilmek, gönül sesimize kulak vermek ve bizi sürükleyeceği maceralara kapımızı açık bırakmak belki de mutluluğun sırrıdır. Aniden karşımıza çıkan  küçücük bir dere çare olabilir susuzluklarımıza,  bir kelebek, hayatımıza eksikliğini hissettiğimiz güzelliği katar ve ya bir karıncanın yaşayabilmek için verdiği mücadele ilham kaynağı olur, bizlere. 

 Başarılı olmak, mutlu olabilmenin alt kümesidir. Sağlıklı olmayı, hayatta doğru tercihler yapabilmeyi, doğru kişilerle ve doğru yerlerde yaşamayı başarmak bizi mutlu bir insan yapar. Matematiksel bir yaklaşımla “mutlu olmak, tüm bu alt kümeleri kapsar” denilebilir. Mutlu insanlar, hayatı akıl süzgecinden geçirebilen ve anı yaşayan insanlardır. Çünkü ancak anı yaşayan insanlar mutlu olduklarının farkına varırlar. Hedef odaklı yaşayan insanlar içinse mutluluk hep bir sonraki rotadır. Henüz daha sırası gelmemiştir, mutluluğun. Evler alınmalı, yatırımlar yapılmalı ve listenin en sonuna yerleştirdiğimiz mutluluğa ulaşmak için daha çok zaman gereklidir. Herkesin durmadan koşuşturduğu bir dünya yarattık. Her birimizin yapılacak onlarca işi var. Sevgileri güzelce ütüleyip katladık ve belki bir gün gerekli olur, endişesiyle dolap içlerine yerleştirdik. Sevgisiz anlar yaşıyoruz ve her şeyi mutlu olmak için yapığımıza inanıyoruz. Aşk’ı ise sözlüklerimizden çıkardık. Şimdilerde farklı anlamlar yükledik bu sözcüğe. Örneğin şiddetle Aşk’ı birlikte konuşur olduk, buna “Aşk Cinayeti” dedik. Eşlerini döven, eziyet eden ve hatta öldüren insanların sığındığı bir sözcük oldu. Oysa ki Aşk; özveridir, sevdiğini korumak, incitmemektir. İçerisinde hasta duygular barınmaz, Aşk’ın. 

                  Bugünlerde sonbahar  hızını alıp yoruldu ve yerini kışa bırakmaya hazırlanıyor. Sonbahardan ayrılmak hayata benim penceremden bakanlar için zor olacak. Ansızın çıkan rüzgarların saçlarımı dalgalandırmasını seviyorum. Ya da aniden bastıran yağmurlarda ıslanmayı, kendimi bir kır bahçesine atıp biraz titreyerek içtiğim demli çayı ve seyyar simitçiden aldığım simitten kocaman bir ısırık alıp kuru yaprakların çıtırtılarını dinleyerek yollarda yürümeyi ,dağların tepelerine çıkıp oralarda akan bir dereden elimi uzatıp su içmeyi ,özleyeceğim. Sarı, turuncu ve kahverenginin  mücevher gibi süslediği vadilerde gezerken şansım varsa bir sincap çıkar, karşıma  ona gülümserim. Belki yabani bir elma ağacı bulurum üzerinde sakladığı son meyvelerinden ikram eder ve çürümüş yaprakların üstünden geçerken mis gibi kokuları gelir yakalar ruhumu. Her köşesinde aşk vardır, sonbaharın. Ve türlü sürprizler sunar bizlere. Aynı hayatın kendisi gibidir, sonbahar. Güneşliyken hava birden yağmur bulutları sarar gökyüzünü ve serin bir rüzgar gelip bulur saçlarımıza sinmiş  lavanta kokusunu. Kurumuş yapraklar savrulup giderken ayaklarımızın arasından isli bir kedi belirir kaldırımda ve bütün tembelliğiyle uzanır, bir kuytuya. Hayatı monotonluktan kurtaran  sürprizler değil midir? 

          Anlar  birleşerek hayatı oluşturur. İşte bunun için her anın değerini bilip sevgi dağıtalım çevremize. Karıncayla el ele tutuşabilmek, tavşanla dost olabilmek, yaprakları dökülmüş bir ağacın altında, boş dallarına bakıp onunla hüzünlenebilmek belki de hayatın gerçek yüzüdür. Şu an buradayız, yaşıyoruz ve sonrası bir kuru yaprak misaliyiz biz de. O halde kuru yapraklar gibi gübre olalım çevremize ve bereket dağıtalım dünyaya. Sevgi dağıtalım tüm evrene. Anı yaşamak, toksik bir  madde gibi etrafına zehirli atık bırakmak değil elbette. Dünyanın geldiği noktaya bakınca insanoğlunun sevgi açlığı nasıl da belli ediyor, kendisini. Köpekler, kediler, kuşlar arkadaşlarımız oldu. Gerçek sevgiyi onlarda bulur, olduk çünkü onlar sırlarımızı  başkalarına anlatmıyorlar, bizleri kandırmıyor, yalan nedir, bilmiyorlar. Onları anlamak kolay. İnsanlarda yitirdiğimiz ne varsa, hepsi bu güzel hayvanlarda var. Yeryüzünde sevgiyi kaybettik ve kaybettiğimiz sevgi kendini doğanın içine gizledi. Şayet doğayı korumazsak belki de bir daha sevgi kendisini yeryüzüne hiç göstermeyecek. Kuşların, balinaların, çiçeklerin de konuşabildiklerine havanın sadece bir gaz karışımı olmayıp sevgiye muhtaç olduğuna ve kötülüklerin bir kara delik gibi onu yayanları içine çekeceğine inanarak yaşayalım.   

                  Her anın yarattığı mucizelere gönül kapılarımızı açık bırakalım. Steve Jobs’ın, 2005 yılında , Stanford Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasının bir bölümünde belirttiği gibi  “Noktaları ileriye doğru birleştirip bir Doğru Parçası elde edemezsiniz ancak geriye doğru baktığınızda bir doğru parçası elde edebilirsiniz”. İfadesi matematiksel olarak /AB/ şeklinde tanımlanır. A ve B ile sembolize edilen başlangıç ve bitiş noktalarının  arası sayısız nokta ile doldurulmasıyla, bir Doğru Parçası oluşturulabilir. Bu ifadede Bir doğru parçası ,sonsuza kadar giden bir doğrunun sadece bir parçasıdır. Doğrunun bir bölümüdür . Doğru Parçasının uzunluğu ölçülebilmektedir.

Zaman sonsuza kadar giden bir boyuttur. Bizim  yaşam alanımız ise sadece A(doğum) ve B(Ölüm) ile sınırlandırılmış olan noktaların arasını dolduran ve adına hayat dediğimiz anlardan oluşur. İleriye doğru bakarak bir doğru parçası elde edemeyeceğimiz gibi yaşayacağımız hayatı da planlayamayız. Bu nedenden dolayı her anı doğru değerlendirirsek,  geriye doğru baktığımızda yaşamış olduğumuz hayatı ve   başardıklarımızı  görebiliriz. Akılımız sahip olduğumuz en değerli varlığımız. Her anı onun süzgecinden geçirerek hayatın bize sunacağı bütün açılımları doğru değerlendirerek ve  etrafımıza bereket dağıtarak  yaşayalım.  

Leave a Comment

Your email address will not be published.