Hititler den süre gelen bir gelenektir Anadolu yapı kültürü. Türklerin Anadolu’ya gelişiyle birlikte harmanlanmış içyapı düzeni bozkır çadır düzeniyle son şeklini almıştır.

Bölgelere göre farklılıklar gösterse de büyük bir çoğunluğunu kerpiç yapı oluşturmaktadır. Taş temel üzerine örülerek oluşturulan kerpiç, yapı alanında bir tam ve yarım kerpiç olmak üzere kalıplara dökülerek hazırlanır. Zemin katta 60 cm bulan duvar kalınlığı üst katta 30 cm e düşmektedir. Ahşap çatkılı karkas donatı içerisine örülerek yapılan yapı, ahşap ile çamurun birleşmesi ile statik bir bütünlük kazanmaktadır.

Bazen de bağdadi duvar olarak karşımızda azalır duvarın kesiti. Çıtalar çakılır taşıyıcı ahşabın üzerine birbiri ardı ardına aralıklı olarak. Doldurulur aralar, sıvanır üzeri bir kırlangıç kuşu marifetiyle…

Bazı bölgelerinde bağdadi duvarın üzeri oya gibi işlenen teneke ile kaplanır; yapı elemanı zarar görmesin diye. Duvarı, saçağı, alın tahtası kayboluverir kaplamanın içinde.

Zemin katlar sokağın formuna uyarken üst oda katını dikdörtgen formuna getiriverir ustası sokağa biraz taşarak. Her şey insan ölçeğindedir, ezmez içinde yaşayanları. Kaybolup gitmezsiniz; bütünleşirsiniz yapıyla, sokakla, dokuyla. Yapı köşeleri yumuşatılmıştır kirpi düzeniyle, gelen geçen rahat geçsin diye. Bulamazsınız çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileyen bir bildirişim.

Alt odalar işlikli kış odaları, üst odalar ise yazın kullanılan hayata açılan ocağı ve ortak gusülhanesi ile her biri birer ev niteliğini taşımaktadır. Denizlinin dokumacılıkla geçinen bölgelerinde alt katlarda tezgâh odaları bulunur. Kazılan derince bir çukurun içindedir dokuma ustası, ahşap mekik tezgâhlar da dokur seccadeyi ve bezi.

Evin oğlu baş göz edildiğinde ekonomik olarak gücü yerine gelene kadar bu odalardan birinde yaşar. Denizli evinin yapı kültüründe bahçe içinden arık geçer. Bu kaynak suyunun temiz tutulması tartışılmaz bir kuraldır. Kullanıldıktan sonra yine pırıl pırıl gider diğer evlere bahçelerden salına salına.

İçe dönük bir yaşam sistemi olan Denizli evlerinde yapı sokağa yaslanır. Yaşam yüksek duvarlarla çevrili bahçede geçer. Hayat bahçeye, avluya bakar. Genelde zemin üzerindeki katta bulunan odaların açıldığı, üzerinde çatı bulunan, iki veya üç yanı kapalı, en az bir yanı açık avluya bakan mekânlardır. Zemin katta bulunan aynı özellikleri gösteren mekânlara da bazen hayat, bazen de avlu adı verilir. Bu mekânlar sokaktan görülmez. Evin kadını burada sürdürür yaşamını. Her ne kadar Arapçada ki hiyat kelimesinden bozularak türetilmiş olsa da tasarımcılığın büyük ustalarından Prof. Dr. Önder Küçükerman çadırlar arasındaki açık alanın Türk evinde hayata dönüştüğü görüşündedir.

Sokaklarında ağaç bulamazsınız evlerinin pencerelerinden sarkan sardunyalar hâkimdir cephe görüntüsüne. Denizli evi bahçelerinde öncelikli olarak nar ağacı dikilir. Bereketi sembolize eder nar ağacı, vazgeçilmezdir. Ardından cenneti hatırlatır, unutturmaz yaşanan ilk günahı cennet elması.

Bazı yapıların bahçe kapıları olduğundan daha yüksektir. Ekonomik olarak güçlü olan aileler, ovadaki mahsullerini deve sırtında taşır ambarlarına.

Yapı kültüründe ahşaptır yapıyı ayakta tutan ve güzelleştiren. Rende ile elde işlenerek yapılır ahşap işleri. Ustası bilir yapıda kullanacağı ağacı ne zaman keseceğini ve işleyeceğini, Ay eskisini gözler.

Yapıya ilk geldiğinizde sizi sokak kapısı karşılar. Kapı üzerindeki saçak özellikle abartılı büyük yapılır ki gelen misafir daha bahçe kapısından itibaren sarıp sarmalanır. Bu bir samimiyet ifadesidir. Kapı üzerinde Anadolu motiflerinin bir sembolü olan kapı tokmaklarından büyük olanı kullandığınızda tok bir ses, küçük olanı kullandığınızda ise daha zayıf bir ses duyarsınız. Kimi evlerde bir el formunda kimi evlerde ise Afrodit in yüzüdür karşınızdaki. Kapı üzerindeki tokmakların çıkardığı sese göre kendine çeki düzen verir ev ahalisi. Denizli evlerinde az olmasına rağmen kapı tokmakları kendini göstermektedir bütün güzelliğiyle. Kırsaldaki evlerin bahçe kapılarının arkasına çıngırak koyulur, ünlemeden içeriye gireni duymak için.

Usta, hünerini ahşap işçiliğinde gösterir; ahşap çıtalı, oymalı kapılarda; çanaklıklarda, raf ve dolaplarda. Doyamaz işlediği desenlere kapak üstlerinde, her birini ayrı ayrı işler kimi zaman.

Ocağın iki yanında niş bulunur. Hücre, aynalık, şerbetlik, fincanlık veya lambalık adı verilen bu oylumların görünümleri camilerdeki mihrapları seccade üzerindeki desenleri hatırlatır. Çağdaşları olan gümüşlüklerin bir örneğidir. Her biri sizi alır başka âlemlere götürür. Kıskanırsınız, saygı duyarsınız size bu güzelliği tattıran ustaya hünerli ellere.

Öyle petrol esaslı malzeme yoktur Anadolu evlerinde her şey doğadandır bir gün gelir toprak olur içinde barındırdığı anılarla. Önce hane sonra mahalle anlayışı hâkimdir Türk evlerinde. Yapı iç düzeni mahalleliye göre yapılmaz. Şimdiki gibi göstermelik salon denilen misafir odaları yoktur. Gece olduğu zaman yüklüklerden yer döşekleri iner ortaya, sabah olunca çekilir yüklükteki gündüz uykusuna.

Bozkır çadır düzeninin hâkimiyetinden bahsetmiştik yazımızın cümle kapısında. İşte bu düzendir hakim kılan Orta Asya’dan beri süre gelen mekan kullanımımızı. Çadırda olduğu gibi evin dört bir yanındadır döşekler. Buralarda oturur iş işler kadınlar, kahve içer evin beyi. Bu yerleşim düzeninin en olumlu özelliği eşitliği, dostluğu, ortak söz alma hakkını ifade eder. Sözlü ve sözsüz iletişimi kolaylaştırır. Çevresindeki minderlere oturulduğunda ortadaki oluşan boş alan ferahlık ve huzur verir. Balkanlarda ve İstanbul’daki yapı kültüründe daha belirgin

olarak karşımıza çıkmaktadır boşluk olgusu. Ortada ısınmaya yönelik mangal konur. Mangalın sıcağı nice sıcak sohbetlere vesile olur.

Safranbolu ve İstanbul evlerinde bazen bu boşluğa fıskiyeli bir havuz yerleştirilir. Denizli evlerinde ise ısınma oda içlerinde bulunan ocak ile gerçekleştirilirdi. Artık ocak üzerinden açılan bir baca deliğine bağlanan soba ile ısıtılmaya çalışılıyor evler. Ocaklar mı? Sizlerde biliyorsunuz az çok ne olduğunu. Ocak ağzı kapatıldı, kimi evlerde pencereye dönüştü, kiminde ise bacası bile kaldırılarak çatı arasına alındı.

Denizli’nin kimi yerlerinde en belirgin özelliklerini görürüz bacaların. Bacayı yuvarlak örer ustası kalıpları ona göre hazırlar, forma göre döker kili. Usta yapar bacayı yapmasına da, birde gerdanda duran kolye gibi işler tuğlayı. Kimine göre evde yaşayan ailenin statüsünü zenginliğini anlatır, kimilerine göre ise çatı ile bacanın birleştiği yerde oluşacak olan kar yığınının bu birleşim yerinden içeriye sızmasını engellesin diyedir.

Pencereler ahşap korkuluklu, söveli ve denizlikli. Güzelim giyotin pencereler; ustası zarif işlemiştir onu, çağdaş örneklerine benzemez. Çağdaşının yarısından da ufaktır boyutları. O incecik narin güzellikler eğilse de bükülse de zamana meydan okur çalışır durmadan bir aşağı bir yukarı.

Hünerli usta kimi zaman yetinmez duvarlara da atmak ister imzasını. Burada kalem işleri girer devreye, bazen bir ahşap kapının üzerinde bazen ise bir evin duvarında. Orta Asya da Uygur Türkleriyle başlayan kalem işi süsleme sanatımız Anadolu da İslam senteziyle doruk noktasına ulaşmıştır. Mekânların tavan, duvar, kubbe gibi yüzeylerine yapılan kalem işi süslemeleri sıva, ahşap, taş, bez, deri, metal gibi pek çok değişik yüzeyde de uygulanmıştır. Hatta ahşap üstüne kabartma olarak uygulanıp “Edirnekârî” , sıva üstüne kabartma olarak uygulanıp “malakârî” adını almıştır.

Ticaretin hâkim olduğu denizlide, demiryolu ile yapı kültüründe de çeşitlemeler artmıştır. Bahçeler küçültülmüş, balkon anlayışının ilk örnekleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Yapılardaki pencere pervaz ve denizlik süslemeleri değişmeye başlamıştır.

Denizli’de yaşayan eski evlerin herhangi birinin kapısını çaldığınızda ya pamuk bir nine ya da bilge bir dede karşılar sizi güleç bir yüzle. Birden oğlu, kızı oluverirsiniz; sahiplenirsiniz. Bazı evlerin kapı önlerinde çocuklar avuç içlerine şaplak yerler büyük bir hevesle, mutlulukla. Bilirler bu şaplağın ardından birer tane yumurtanın ya da şekerin bırakılacağını avuçlarına.

Çıkasınız gelmez o yapı içerisinden, evin yaşlısıyla sohbete doyum olmaz. Çay içilir hayatta eski âlemlere dalınır güzelim bahar rüzgârlarında çiçek kokularını ciğerlerinize çeke çeke.

Atilla AĞIRBAŞ

Endüstri Ürünleri Tasarımcısı

Leave a Comment

Your email address will not be published.